PROF. DR. NURULLAH ULUTAŞ

TURGAY NAR TİYATROSU

Hazırlayan: Prof. Dr. Nurullah ULUTAŞ

Çizgi Kitabevi, Konya 2019

 

Çağdaş oyun yazarı Turgay Nar'ın gerek işlediği temalarla gerekse kendine özgü anlatım biçimiyle tiyatroda özgün ve önemli bir yeri bulunmaktadır. Yapıtlarında ilk bakışta tuhaf, tekinsiz, sıra dışı bir atmosfer sergileyen Nar, bu yönüyle çözümlenmesi yoğun çaba, kültürel altyapı ve özel okuma gerektiren bir yazardır. En karmaşık toplumsal ve felsefi kavramları bile lirik bir şiirsellik içinde, sıklıkla grotesk, gotik ve gerçeküstücü unsurlara da başvurarak, özgün metafor ve imgelerle anlatması onun oyunlarının en temel özelliğidir. Söylemindeki derinlik, soyutlamalar ve tiyatronun diliyle örtüşen şiir dili de benzersiz bir düzeydedir. Oyunlarında hangi temayı işlerse işlesin kadim kültürlere, söylence ve mitoslara yaptığı göndermeler arkaik bir söylem taşır. Gerek söylencelerden beslenen gerekse tarihsel ya da güncel olaylara yer verdiği oyunlarında nesnel gerçeklik ile kurmaca gerçeklik şaşırtıcı bir inandırıcılıkla iç içe işlenir. Onun oyunlarında çağdaş insanın sorunlarına yönelik politik söylem, alışılagelmişlikten uzak, estetize edilmiş bir yapıdadır. Şiddet ve vahşetin kuşattığı karanlık, boğucu ve kaotik bir dünyayı irkiltici sahnelerle anlatırken bile onca umutsuzluğun içinden insanlığa bilgece bir ışık tutmayı ihmal etmez. Nurullah Ulutaş, bu çalışmasında Turgay Nar'ın oyun yazarlığının belirgin noktaları üzerinde dururken disiplinler arası ve hermenötik bir okuma yapar.

 

                                                                                                                                                   

ROMAN VE HUKUK: HUKUKÇU YAZARLARIN ROMANLARINDA SUÇ VE CEZA

Hazırlayan: Prof. Dr. Nurullah ULUTAŞ

Akçağ Yayınları, Ankara 2012

 

Her çağda genel olarak edebiyatı yozlaştıran asıl unsur, onun metinlere münhasır bir tür olarak ele alınması, ontolojik konumundan koparılarak sadece bir sanat meselesi olarak algılanması hususudur. Suç olgusu, hayatın merkezinde yer alan ve kişinin beninin gerçek yönleriyle ortaya çıkmasını sonuç veren bir eylem biçimidir. Çünkü bu olgu, bireysel benin psikolojik kırılmaları yaşadığı ve yaşayabileceği bir zemini ifade eder. Roman, bireysel benin bağlı olduğu zihniyet biçimiyle deşifre edilmesini gündeme getirir. Edebiyat ve hukuk arasındaki ilişkiyi ortaya koymanın yolu, toplumsal yaşamda hukukun gerekliliğini temellendirmekten geçer. Sosyal bir varlık olan insanın toplumsal yaşamını düzenlemesi hukuk kurallarını ortaya çıkarmıştır. Hayatın bütün boyutlarıyla romana yansıdığı düşünüldüğünde suç olgusunun romanlarda işlenmesi kaçınılmaz olmaktadır. Bireylerin suç ortamındaki eğilimleri, doğal olarak hak-hukuk kavramına yönelmemizi gerektirir. Hukukçu yazarların, bu bahsi özellikle metinlerine taşıdıkları, toplumsal ortamdaki, haksızlıkları göz önüne serdikleri, toplumsal bir gaye adına hakjı bir kaygı taşıdıklarını görüyoruz. Kimi yazarların ise ideolojik tutumlarından kaynaklanan sübjektif bakış açıları ile kahramanları ve olayları yönlendirdikleri, taraflı yargılara ulaştıkları görülmektedir. Nurullah Ulutaş, bu çalışmasında modern hukuk sistemine uyum sağlayamamış bir zihniyet geleneğini, hukukçu yazarların metinleri üzerinden irdelemektedir. Bu yaklaşım, gerçek hayattan canlı izler taşıyan eserlerde kurgulanan olay ve karakterlerin öze dönük bir eleştiriyi gündeme getirmesi anlamında manidardır.

 

İNTİHAR VE ROMAN: İNTİHAR OLGUSUNUN TÜRK ROMANINA YANSIMASI (1872-1960)

Hazırlayan: Prof. Dr. Nurullah ULUTAŞ

Akçağ Yayınları, Ankara 2018

 

'Ben' ve 'İntihar' arasındaki ilişki fazlasıyla 'insanî-beşerî' bir olgu olarak karşımıza çıkar. 'Gel kurtul o dar varlığının hendesesinden' ifadesiyle Yahya Kemal bir bakıma kendi içine sığamayan, sıkıntılarıyla baş edemeyen, varoluşunu anlamlandırmada sorun yaşayan, hayatın fani oluşu karşısında kalbin sonsuzluk emelleriyle uğraşmakta acz içinde kalan insanın en temel sorununa gönderme yapar. İntihar her anlamda özel ve özgündür. İntihara bulaşmamak için, 'Ölüme hayır demek yetmez, yaşama evet demek gerekir.' intihar eyleminde bulunan pek çok kişinin ortak amacı yaşamlarına son vermek değil acılarına son vermektir. Dinlerin çoğu intiharı yasaklasa da felsefî ekoller genellikle yaşamın anlamsızlığı karşısında intiharı, sığınılacak bir liman olarak işaret eder. Sanatçıların bazıları ise bu eylemi yaşananların beslediği bir sanat eseri olarak estetize eder.20. yy insanının intiharı çözüm yolu olarak görmesinin en önemli sebebi, büyük kırılmaların ve değişimlerin olduğu bu yüzyılda insanlığın vefasızlık ve yalnızlık buhranlarıyla her gün biraz daha hayattan kopmasıdır. Dünya Savaşları sonrası yoksullaşan ve yozlaştırılan uluslar buhranlara sürüklenmiş, kimliksiz ve kişiliksiz bırakılmaya çalışılmıştır. Her krizde olduğu gibi bu çelişkinin sonucu olarşk da intihara başvuran insan sayısında artış yaşanmıştır. Bu durum, "sokağın aynâs/' olarak tanımlanan romana da aksetmiştir. Gerek Türkiye'de gerekse Batı'da' intihar ekseninde yazılan onca roman bu çelişkinin dışavurumudur. Müntehirlerin çoğunun ölmeden önce bıraktıkları intihar notları, kalanlara bir hatıradır. Aşk gibi ölüm de yazı ile asla öğrenilemeyecek ve öğretilemeyecek iki kavramdan birisi olduğu halde intiharın arifesinde yazı, kullanışlı bir temrin arenasına dönüşmektedir.Bu çalışmada Nurullah ULUTAŞ, 1872-1960 yılları arası Türk romanında intihar olgusunu farklı başlıklar altında incelemektedir."Edebiyat" ve "intihar" arasındaki ilişkinin değişik boyutlarıyla ortaya konduğu bu eserde, biyografik okumaya tabi tutulan romanlarda intihar eden karakterleri hayattan koparan felsefî, sosyolojik ve psikolojik nedenler üzerinde de ayrıntılı olarak durulmaktadır.

 

SALGIN VE EDEBİYAT

Hazırlayan: Prof. Dr. Nurullah ULUTAŞ

Nobel Bilimsel Eserler, Ankara 2022

 

21. yüzyılda kapımızı hiç beklemediğimiz bir anda ve biçimde çalan COVID-19, bütün derinliğiyle yaşam konusunda bizi bir daha düşünmeye yöneltti. Milyonlarca insanın ölümü, sokağa çıkma yasakları, sevdiklerimizle aramıza giren mesafe, seyahat etme özgürlüğümüzün kısıtlanması; kendi yaşamını bir noktasından tekrar yakalayabilmek, devam ettirebilmek ve zamana değer katabilmek adına insanı, farklı motivasyonların arayışına itti. Belki de edebiyat, bu zamanda varlığımız üzerine girdiğimiz çetrefilli mücadeleyi anlamak ve üstesinden gelmek için çoğumuzun tutunduğu ilk dallardan biri oldu. Bu çalışmanın yolculuğu böylesi bir dürtü ile başladı. Tarihi, insanlık tarihinin kadimliğine erişen salgın hastalıklar; aşka, ölüme, savaşa, bilime, dine, doğaya ve kente, "öteki"ne olan bakışımızı nasıl etkiledi? Bu etkiyi edebiyat nasıl dile getirdi? Bu hastalıklar şekillendirmeseydi, bu edebi eserlerdeki duygular, bizi yine bu kadar etkiler miydi?

Nurullah Ulutaş, Salgın ve Edebiyat adlı kitabında; veba, kolera, verem, frengi, sıtma gibi hastalıklar çerçevesinde bu sorulara Decameron'dan Kolera Günlerinde Aşk'a, Büyülü Dağ'dan Ölüler'e kadar birçok romanın kapısını aralayarak cevap bulmaya çalışıyor. Yazar ayrıca sonu körlük ve insan dışı bir varlığa bürünme ile sonuçlanan distopik salgınların da peşine düşerek yalnızca geçmişin değil gelecek ve belirsiz olan zamanın yaşamı üzerine de çözümlemeler yapıyor.

 

ANADOLU’NUN KÜLTÜR HAFIZASI YAŞAR KEMAL - YAŞAR KEMAL’İN NEHİR ROMANLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME

Hazırlayan: Prof. Dr. Nurullah ULUTAŞ

Nobel Bilimsel Eserler, Ankara 2024

 

Türk edebiyatının dev çınarı, destansı anlatının ustası Yaşar Kemal, yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda coğrafyanın belleği ve Anadolu’nun kültürel hafızasının en güçlü taşıyıcısıdır. Bu eser, onun romanlarının derin yapısını, ideolojik duruşunu ve toplumcu gerçekçi anlatımını kapsamlı bir bakış açısıyla ele alıyor.
Nurullah Ulutaş, Yaşar Kemal’in nehir romanlarını titizlikle analiz ederek, İnce Memed’deki zorunlu isyanı, Dağın Öte Yüzü üçlemesinde kıt kanaat geçinen köylülerin hayatta kalma mücadelesini, Akçasazın Ağaları serisinde feodalizmin çöküşünü ve kapitalizme geçişin sancılarını derinlemesine inceliyor. Kimsecik üçlemesindeki korkunun, suçluluk duygusunun ve travmaların birey üzerindeki etkilerini açığa çıkarırken, Bir Ada Hikâyesi serisinde savaşın, mübadelelerin ve kültürel kimlik kaybının izlerini sürüyor.
Bu kitap, Yaşar Kemal’in doğayla kurduğu benzersiz bağdan insan hakları ihlallerine, feodal güç dengelerinden toplumsal çürümenin edebiyata yansımasına kadar geniş bir perspektifle yazılmış akademik bir kaynak niteliğinde. Ulutaş’ın titizlikle yaptığı çözümlemeler, Yaşar Kemal’in anlatılarında saklı derin katmanları ortaya çıkararak, onun kaleminin gücünü ve Anadolu’nun destansı hikâyelerini daha yakından kavramamızı sağlıyor.


Yaşar Kemal’in dünyasına derinlemesine dalmak, onun edebiyatını tarihsel, kültürel ve politik bağlamda okumak isteyen araştırmacılar, edebiyatçılar ve okurlar için kaçırılmayacak bir eser.

PROF. DR. MEHMET BAKIR ŞENGÜL

BİR YAZAR, ÜÇ ROMAN 

 

HALİDE EDİP ADIVAR

TÜRK ROMANINDA FEMİNİZM (1960-80)

 

DOÇ. DR. ŞENER ŞÜKRÜ YİĞİTLER

GÜNLERDEN KALAN TÜRK EDEBİYATINDA ANI, GÜNLÜK, OTOBİYOGRAFİ

Çizgi Kitabevi Yayınları, 2024

Şener Şükrü Yiğitler (Ed.)

 

‘Edebî kültür tarihçiliği’ için önemli bir örnek ve Türk edebiyatı araştırmalarında bir ilk kabul edilebilecek bu kitapta, Mehmet Rauf, Ahmet İhsan Tokgöz, Halid Ziya Uşaklıgil, Ercüment Ekrem Talu, Abdülhak Şinasi Hisar, Refik Halid Karay, Yusuf Ziya Ortaç, Halit Fahri Ozansoy, Şevket Süreyya Aydemir, Oğuz Atay, Ömer Faruk Toprak, Cahit Zarifoğlu, Fevziye Abdullah Tansel, Melih Cevdet Anday, Refik Durbaş, Sezai Karakoç ve Orhan Pamuk’un kaleminden çıkan anı, günlük ve otobiyografi türünde eserler ele alınıyor ve yalnızca kuşun uçuşunu değil, kuşun kendisini de hatırlanmaya değer bulan bir bilinç; incelik ve kadirbilirlikle yan yana geliyor.

YAŞAR KEMAL’İN ÖYKÜCÜLÜĞÜ KİTAPLARINA GİRMEYEN ÖYKÜLERİ ÜZERİNE

Gece Kitaplığı, 2022

Şener Şükrü Yiğitler

Türk edebiyatının dünyaya açılan cümle kapısı Yaşar Kemal, ağırlıkla edebiyata adım attığı yıllarının verimleri olan öykü türündeki eserlerini Sarı Sıcak (1952) adlı kitapta ilk defa yayımlar. Sonraki yıllarda, bu türde vermeye devam ettiği eserlerini 1967’de Bütün Hikâyeler-Sarı Sıcak adıyla tekrar bir araya toplayan yazar, o tarihten sonra roman sanatına ağırlık verir ve yeni öykülerini bu tek kitabına almaz. 
Söz konusu dönemde çeşitli dergilerde okurla buluşan “Gülizarlan Ninesi” (1978), “Lodosun Kokusu” (1981) ve “Zeytinlik” (1997) adlı öykülerin üstüne dergi sayfalarının gölgesi düşer ve hem Yaşar Kemal’in sanatı hem Türk öykücülüğü için büyük önem taşıyan bu eserler edebiyatseverlerle tekrar bir araya gelme şansını bulamaz. 
Yaşar Kemal’in kitaplarına girmeyen üç öyküsünden ve eserlerin öne çıkan nitelikleriyle değerlendirildiği üç incelemeden oluşan bu kitapla yazarın öykücülüğünün karanlıkta kalan yanları gün yüzüne çıkıyor. 

TUNÇ ASKER - TÜRK ROMANINDA ASKER MİTİ VE MİLİTARİZM 1923-1938

Libra Yayınları, 2020

Şener Şükrü Yiğitler

H. C. Andersen “Kurşun Asker” masalını da içeren Çocuklar İçin Anlatılan Peri Masalları’nın ilk kitapçığını yeni Türk edebiyatının doğuşuna işaret eden Tanzimat’ın ilanından bir yıl önce, 1838’de yayımladı. Bu tek bacaklı, kırılgan ve naif asker o tarihten bu yana bütün dünyada sevginin ve sadakatin timsali oldu. Oysa yeni Türk edebiyatında asker temsilinin dayandığı kurmaca dışı ve kurmaca metinlerde askerin hammaddesi çok daha sağlam bir metaldir: tunç. Bu metinlerde bir leitmotif olarak tunç, hemen şaşmaz bir kural olarak, askerin hammaddesi olarak işlenir. Tunç asker, metinlerarası bir bağla akrabası olduğu kurşun askerin aksine, dayanıklılık, kahramanlık ve erkeklik sembolüdür. Ancak barışın imzalanmasıyla bu güdümlü edebiyat, hikâyesini anlattığı meçhul asker gibi evine dönmez. Özellikle de erken Cumhuriyet dönemi romanlarında grotesk asker betimlemelerinin, dergi ve kitaplarda golemvâri asker çizimlerinin revaçta olduğu bir tunç devri başlar.

ERAY CANBERK’İN ŞİİRİ VE “ŞİİRCE”Sİ

Hiperlink Yayınları, 2019

Şener Şükrü Yiğitler

Eray Canberk 1960’lı yılları şekillendiren değişimle iç içe, geçmiş zaman çelebiliğinin yeni bir duyarlılığa, 68 ruhuna dönüştüğü yeni bir şiir kuran, geldiği toplum katmanının gerilimi içinde, devrimci eylemliliğinin yanı sıra birikmiş hüzünlerin kaydını tutan bir şairdir. Behçet Necatigil’e ve hatta Servet-i Fünûn şairlerine kadar uzanan duyarlılığı ve bu duyarlılığı toplumsal konularla dengeleyen şiirleriyle ilk kitabından başlayarak toplumcu gerçekçi şairler arasında kendine özgü bir çizgi belirleyen Canberk, bu incelemede hayatı, sanatı, eserleri ve şiir üzerine düşünceleriyle ele alınıyor. Ve 2013 PEN Şiir Ödülü’ne değer görüşen şair, kaleme aldığı “Ulusal Şiir Bildirisi”nde şöyle sesleniyor, şiirce ve şiir diliyle: “Tehlike anında kurtarıcıdır şiir. Karanlıkta birbirini yitirenler, yine birbirlerini bulmak için ‘Ses gel!’ diye bağrılmalıdır… Aydınlık dönemlerde ise zaten şiire gelinmiş demektir. Duyuyor musunuz? Birileri ‘Şiire gel!’ diye seslenip duruyor.”

ÜLFET

Ahmet İhsan Tokgöz

Gece Akademi, 2019

Şener Şükrü Yiğitler (Yay. haz.)

Ahmet İhsan her şeyden önce bir gazetecidir. Daha doğru bir ifadeyle bir gazete patronu ve matbaacıdır. Bütün eserlerini “sosyal ve millî özelikler taşıması bakımından dikkate değer” bulan Ercilasun, onun matbaacılık ve gazeteciliği asıl gayesine hizmet eden önemli bir vasıta olarak gördüğünü ve çalışmasını da buna göre düzenlediğini kaydeder. Ahmet İhsan’ın kendi ifadesiyle de, “Servet-i Fünun’u matbaacılık yaşatmıştır.” İşte, Ahmet İhsan’ın romancılığını bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Edebiyatseverler, yüz yılı aşkın bir süre önce ilgi çekici, ibret verici bir olay anlatarak Servet-i Fünun’nun satışlarını artırma amacıyla kaleme alınmış ve gazetede tefrika edilmiş bu kitabı okurlarken bugün neredeyse bütün gazetelerde örneği görülen aldatma, boşanma, intihar vb. haberleriyle dolu bir üçüncü sayfa okudukları hissine ister istemez kapılacaklardır.

 

DOÇ. DR. MAŞALLAH KIZILTAŞ

 

Bâyezîd

Dâsitân-ı Müşkülât-ı Duhter-i Pâdişâh

(İnceleme-Metin-Dizinli Sözlük)

Hazırlayan: Dr. Maşallah KIZILTAŞ

Paradigma Akademi, Çanakkale, 2023

 

         İlmi araştırma yapılırken bazen hedeflenenin dışında başka bilgilere ulaşılabilir ve yeni malumatlar elde edilebilir. Bu çalışma da böyle bir ilmi faaliyet sonucunda ortaya çıktı. Hz. Ali cenknâmesi ile ilgili araştırma yaparken bir yazma eser içinde mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış bu eser karşımıza çıktı. Doğrusunu söylemek gerekirse, eser üzerine çalışma yapma konusunda başta tereddüt ettik. Lakin eseri inceleyip eserin olay örgüsü içerisinde yer alan soru-cevap kısmını görünce eser üzerine çalışma yapmaya karar verdik ve neticede bu çalışma ortaya çıktı.

         Çalışmanın konusu, Binbir Gece Masalları içerisinde yer alan Şehzade Elmas’ın Harika Öyküsü adlı masala konu ve bazı motifler cihetiyle benzediğini ve 14 veya 15. yüzyılda yazıldığını düşündüğümüz Dâsitân-ı Müşkülât-ı Duhter-i Pâdişâh isimle eserdir. Bâyezîd isimli bir şair tarafından kaleme alınan ve halk tipi mesnevi özellikleri gösteren eser, mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır. 505 beyittir. Hikâyenin konusu, ilim sahibi bir gencin ilmi sayesinde padişahın kızına sahip olup onunla evlenmesidir.

 

Raûfî Divançesi

(İnceleme-Metin-Dizin)

Hazırlayan: Dr. Maşallah KIZILTAŞ

Kriter Yayınları, İstanbul, 2020

Seyyid Ahmed Raûfî, 1657’de Üsküdar’da doğmuş, mutasavvıf kimliğiyle ön plana çıkmıştır. Koca Sinan Paşa Camii civarındaki evinin yanında kurduğu tevhithanede irşat ile meşgul olmuştur. Raûfî Efendi, Halvetiye tarikatının Raufiyye şubesinin kurucusudur ve yaklaşık yirmi kadar halife yetiştirmiştir.

Şiirlerini sade bir üslupla kaleme alan Seyyid Ahmed Raûfî’nin hemen hemen bütün şiirleri tasavvufi içeriklidir. Raûfî, Allah ve Hz. Muhammed aşkını coşkun bir şekilde terennüm etmiştir. Kâmil insan olma yolunda gerek müritlerine gerekse diğer insanlara öğütler verdiği, Müslüman bir bireyin nasıl davranması gerektiğini açıkladığı şiirleri; onun mürşit-i kâmil olduğunun ve şiiri öğretici bir araç olarak kullandığının göstergesidir.

Bu çalışmada, öncelikle Seyyid Ahmed Raûfî’nin hayatı, mutasavvıf kimliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, daha sonra şairin Divançe’sinin hem biçimsel hem de içerik bakımından incelemesi yapılmış ve transkripsiyonlu metni ile dizini sunulmuştur.

 

DR. ÖĞR. ÜYESİ HATİCE ÖZDİL

KADI BURHANEDDİN DİVANI YENİ TIPKIBASIM

Hazırlayan: Dr. Öğr. Üyesi Hatice ÖZDİL

Bitlis Eren Üniversitesi Yayınları, Ankara 2019

 

Kadı Burhaneddin, Batı-Türk dünyasında yetişen ve bir divanı olan ilk sultan şairimizdir. İki bine yakın manzumenin bir hükümdar tarafından kaleme alınmış olması, devrin edebiyatına ciddi katkılar sağlamıştır. Ayrıca, Kadı Burhaneddin lirik Batı-Türk şairlerinin öncülerinden sayılır. Her meşrepteki okuyucuya aynı anda hitap eden çok boyutlu şiirin başlamasında Kadı Burhaneddin önemli bir rol oynamıştır.

Kadı Burhaneddin Divanı’nın bilinen yegane nüshası Londra’ya götürülmüş olup halen British Library’de Or. 4126 numarasıyla kayıtlı bulunmaktadır. Bu nüsha, Halil b. Ahmed tarafından H. 796 (M.1393-1394) yılında istinsah edilmiştir. Güzel bir Selçuklu neshiyle harekeli olarak yazılmıştır. Baş tarafı tezhipli, sayfaları cetvellidir. 305 varaktan meydana gelen bu hacimli divan; gazeller (v. 1b-291b), rubâîler (v. 292a-299b) ve tuyuğlardan (v. 294a-305a) mürekkep olup, klasik tertipte düzenlenmemiştir.

Bitlis Eren Üniversitesi Yayınları arasından çıkan bu kitap çalışmasında, Kadı Burhaneddin Divanı’nın yegane nüshasının, günümüz teknolojisi ile hazırlanmış yeni tıpkıbasımı yer almaktadır. Bu kıymetli eserin yeni tıpkıbasımı “Bitlis Eren Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri / Kültür-Sanat Projesi” kapsamında desteklenmiştir.

 

 

DİVAN EDEBİYATINDAN GAZEL ŞERHLERİ

Prof. Dr. Murat Ali KARAVELİOĞLU / Doç. Dr. Fatih KOYUNCU

Dr. Hatice ÖZDİL / Dr. H. Sercan KOŞİK

KUT Yayınları / Çorum 2021

 

Rafine edilmiş zevklerin imbikten süzülerek aktığı divan şiirinde, şairler sadece kendi asrının değil tüm zamanların en iyi şiirini ortaya koymayı amaçlamışlardır. Bunun için de bir kuyumcu titizliğiyle mimari düzen ve musiki ahengini ortaya çıkaran şair, az sözle çok daha fazla duygu ve düşünceyi ifade edebilmiştir. Bu nedenle de söz konusu şiirleri hakkıyla anlamak isteyen bir kimsenin hem divan şiirinin estetik yapısına hem de bu edebiyatın bütün mazmun ve mefhumlarına hâkim olması gerekmektedir. Dolayısıyla da şairin ne demek istediğini anlamak için onun ortaya koyduğu mısra ve beyitler üzerinde uzun uzun düşünmek bir zorunluluk halini almaktadır. Bütün bunlara son yüz elli yıldır maruz kalınan kültür değişimi de eklenince söz konusu şiirlerin günümüz okuyucusu tarafından kolay bir şekilde anlaşılamayacağı âşikârdır.

Bu kitap çalışması, büyük bir edebî gelenek içerisinde kaleme alınmış şiirleri günümüz insanının daha iyi anlayabilmesi için oluşturulmuş kolektif bir çalışmanın ürünüdür. Bu çerçevede her asrın önde gelen şairlerinin gazelleri, günümüz okurunun anlayabileceği şekilde alanının uzmanı akademisyenler tarafından ayrıntılı şekilde açıklanmaya çalışılmıştır.

 

                        DR.ÖĞR. ÜYESİ RAMAZAN ERGÖZ

Toplumların kendilerine özgü olarak binlerce yılda meydana getirdikleri ve gelecek nesillere aktardıkları kültür, insan sayesinde var olur ve yaşamaya devam eder. Hayatını ve çevresini anlamlandırmak isteyen insanoğlu, kültürel değerlere ve bu değerlerin ışığında hayatın her dönemindeki uygulamalara ve inanmalara ihtiyaç duyar. İnsan için ömür, bir kere yaşanan ve bir daha yaşanmayacak olan kıymetli bir zaman dilimidir. Bu nedenle insan, ömrünü anlamlı ve değerli kılmak ister. İşte bu noktada insanın ömründe bir defa yaşayıp geçirdiği çeşitli geçiş dönemleri vardır. Doğum, evlilik ve ölüm insanın dünyalık zamanda bir kere şahit olabileceği özel vakitlerdir. Bu nedenledir ki insanoğlu bu vakitlere özel bir önem verir ve bu zamana ritüeller eşliğinde değer katar. İnsanlar böylece hem kültürlerini yaşatırlar hem de bu dünyadaki yaşamlarının boş ve değersiz olmadığını görürler.

Bitlis Anadolu’nun binlerce yıllık geçmişe sahip, pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, üzerinde yaşayan toplumların kültürel izlerini hala ayakta duran mimari eserlerle ve sahip olduğu kültürel zenginlik ile yaşatan bir kenttir. Bitlis’teki geçiş dönemleri bu nedenle çok eskilere götürebileceğimiz derin köklere sahiptir. Çalışmamızda Bitlis’teki geçiş dönemleri ile ilgili uygulama ve inanışlar sözlü ve yazılı kaynaklardan derlenmiş, tasnif edilmiş ve gösterge bilimsel olarak çözümlenmiştir. 

 

DR. ÖĞR. ÜYESİ GAMZE ÜNSAL TOPÇU

FASİH AHMED DEDE

HAYATI, ESERLERİ VE EDEBÎ ŞAHSİYETİ

Hazırlayan: Dr. Gamze ÜNSAL TOPÇU

Kriter Yayınları, 2021

Fasih Ahmed Dede Dukagin-zâde sülalesinden olup 17. yüzyılda İstanbul’da dünyaya gelmiştir. İlk eğitimini ailesinden alarak, çeşitli devlet görevlerinde yer almıştır. Bu yüzyılda sülüs ve nesih üstadı Derviş Ali’den hat sanatını öğrendiği, kendisinin ise “hurde ta’lik” yazı türünü icat ederek bu yazı türünde kendisinden sonraki pek çok hattat tarafından taklit edildiği bilinmektedir. Daha sonraki yıllarda bu görevlerini terk ederek tasavvufa meyletmiş, Galata Mevlevihane’sine tabiî olarak Mevlevîlik yoluna girmiştir. Mevlevihane’de “dede” unvanını alarak, yaşamının sonuna kadar burada ikamet etmiştir.

Fasih Ahmed’in şiir alanındaki üstatlığının yanı sıra sanatın diğer kollarından hat, resim ve müzik alanında da elde ettiği şöhreti dikkate değerdir.

Bu çalışmada Fasih Ahmed’in hayatı, eserleri ve edebî şahsiyeti konu edilmiştir. Mevlevî geleneği ile yetişmiş bir Şairin klasik Türk edebiyatına kattığı değerleri daha ayrıntılı bir şekilde sunmak amaçlanmıştır.

XX. yüzyıl son dönem Osmanlı şairlerinden Cemîl Mahmûd Bey 1834 yılında, Üsküdar’da dünyaya gelmiştir. Çeşitli memuriyet görevleri üstenerek yaşamının büyük bir kısmını İstanbul’da geçirmiştir. Bu sebeple Cemîl Mahmûd hem son dönem Osmanlı şiir geleneğini devam ettirmiş hem de bir İstanbul beyefendisi olarak İstanbullu şairler arasında yer almıştır. Şairin hayatı günümüze ulaşan tek eseri ve hakkında ulaşabildiğimiz kaynaklar vasıtasıyla aydınlatılmaya çalışılmıştır. Yüzünü her açıdan batıya dönmüş bir toplumda ve dönemde yaşamasına rağmen geleneği devam ettirmesi açısından dikkate değer bir şairdir.

Şairin divanından yola çıkarak geleneksel mazmunlara şiirlerinde yer vererek, klasik edebiyatın alışa gelinmiş dil ve üslubunu kullandığını her açıdan geleneği korumaya ve devam ettirmeye çabaladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Samimi ve sade bir dilinin olduğunu, daha çok âşıkâne şiirler yazdığını aynı zamanda mutasavvıf olduğunu fakat şiirlerinde tasavvufi söylemlere yer vermediğini de belirtmek gerekir.

Bu çalışmada şairin hayatı, edebî kişiliği ve eseri ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Eserin muhteva incelemesi yapılarak, Latin harfli transkripsiyonlu metnine yer verilerek okuyucuların ve araştırmacıların beğenisine sunulmuştur.

 

FASİH AHMED DEDE DÎVÂNI BAĞLAMLI DİZİN VE İŞLEVSEL SÖZLÜĞÜ

Hazırlayan: Dr. Gamze ÜNSAL TOPÇU

Kriter Yayınları, 2021

Fasih Ahmed 17. Yüzyıl Osmanlı sahasında yetişmiş, kendi döneminde ve kendisinden sonraki yüzyıllarda yaşamış pek çok şairi etkilemiş usta bir sanatçıdır. Klasik Türk edebiyatında çeşitli alanlarda oluşturduğu eserleriyle ön plana çıkmış ve şairliğinin yanı sıra sanatın birden çok türünde eserler vermiştir.

Eser sayısı ile dikkat çeken Fasih Ahmed aynı zamanda oldukça hacimli mürettep bir divana da sahiptir. Çalışmamıza konu olan eseri de bu divanıdır. Divandaki manzumeler TEBDİZ sistemine girilerek kelime veya kelime guruplarının bağlamsal anlamları ile birlikte işlevsel dizini ortaya çıkarılmıştır.

TEBDİZ projesi ile araştırmacılara klasik Türk edebiyatı metinlerinin söz varlığının ortaya konması, bu metinlerin tanınması, anlaşılması ve karşılaştırılması gibi birçok hususta imkân sunma amacı güdülmektedir.

Fasîh Ahmed Dede Dîvânı Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü adıyla çalışılan söz konusu eser yapılan araştırmalar neticesinde oldukça hacimli bir örnek teşkil etmiştir. Kitaba konu olan bu eserin tamamını kitap hacminde yayınlamak oldukça zor olacağından her harfle ilgili sınırlı sayıda örnekler verilerek, eser baskıya hazırlanmıştır.

SÜLEYMAN HÜSNÜ PAŞA MEBANİ’L-İNŞA

 (CİLD-İ SANİ)

Hazırlayan: Dr. Gamze ÜNSAL TOPÇU

Kriter Yayınları, 2021

19. yüzyıl Osmanlı Devleti’nin için pek çok açıdan zorluklarla karşılaştığı, özellikle de askerî alanlarda yaşanan olumsuzlukların dikkat çektiği bir dönemdir. Süleyman Hüsnü Paşa bu zorlu dönemin hem tanığı hem de müdahil olması ile birlikte tarih, anı ve gramer gibi çeşitli konularda eser vermiştir. Kendisi çok çeşitli yönleri olan bir siyasetçi, asker hem de yazardır.

Bu kitaba konu olan eseri ise gramer alanında ilk sayılabilecek bir eser olan Mebâni’l İnşâ adlı eseridir. Eser 1871-1872 yılları arasında kaleme alınmıştır. Eserde Arap ve Fars edebiyatlarındaki belagat teorileri ile bilgilerin yanı sıra Fransız retorik kitaplarından da bilgiler alınması bu çalışmayı farklı bir boyuta taşımaktadır. Süleyman Hüsnü Paşa’nın kitabını yazarken Emile Lefranc’ın Literatür’ünden istifade etmesiyle, edebiyatımızın yönünü Batıya çevrilmesinde bir mihenk taşı olduğunu söylemek mümkündür.

Paşa’nın iki cilt halinde hazırladığı eserinin, ikinci cildinin ilk elli sayfasının Latin harflerine aktarımı yapılmış ve bu elli sayfanın matbu basımının örneği kitabın sonuna eklenerek araştırmacı ve okuyucuların beğenisine sunulmuştur.

                                                                     

DR. ÖĞR. ÜYESİ BÜŞRA KARASU                                                                        

GİRİTLİ AHMED EFENDİ’NİN FEZÂİL-İ KUDS-İ ŞERÎF’İ

                       Büşra KARASU

                  Kriter Yayınları / İstanbul, 2024

Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Kudüs, tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, özellikle de semavi dinler açısından her zaman önemli olmuştur. İslam medeniyetinde de çok müstesna bir yeri olan bu kutsal şehir, vakur duruşlu bir belde olarak her zaman hafızalarda tutulup korunmaya çalışılmıştır. Pek tabii olarak metinlerde de kendisine yer bulan Kudüs hakkında çeşitli türde eserler kaleme alınmıştır. Bunlardan biri de fezailname olarak da anılan faziletnamelerdir. Elimizdeki bu kitap da Kudüs’ün faziletlerinin, tarihinin, kültürel dokusunun, çevresinde yer alan diğer şehirlerle birlikte ele alındığı bir metindir. 18. yüzyıl Osmanlı münevverlerinden Giritli Ahmed Efendi tarafından çeşitli kaynaklar kullanılarak hazırlanan bu çalışmada müellif, bu kutsal beldeye dair hususları 18. yüzyılın dili ve bakış açısıyla aktarmaktadır. Metin; edebiyat, dil ve tarih başta olmak üzere çeşitli araştırma alanlarıyla ilgili bilgiler ihtiva etmektedir.

 

DR. ÖĞR. ÜYESİ BİLAL ERKOÇ

18. yüzyılda İbrâhim Hanîf adlı âlimin Menhecü’l-edîb fî Şerḥi Enmûzecü’l-lebîb siyer türündeki eseri kitabın muhtevâsını oluşturmaktadır. Menhecü’l-edîb fî Şerḥi Enmûzecü’l-lebîb’in bilinen üç yazma nüshası vardır. Süleymaniye Kütüphanesi Aşir Efendi koleksiyonunda, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde ve Tire (İzmir) Necip Paşa Kütüphanesinde bulunan üç nüshadan hareketle kitabın tenkitli metni hazırlanmıştır. İbrâhim Hanîf’in eseri İmâm Süyûṭî’nin Enmûzecü’l-lebîb fî Ḫaṣâ’iṣi’l-ḥabîb adlı eserinin şerhidir. Üç bölümden oluşan kitapta nüsha farklılıkları, Süyûṭî’nin eserinden alınan Arapça ifadelerin karşılığı ve âyet me’âlleri dipnotta verilmiştir.


 

Üstün vasıflarla donatılmış Hz. Muhammed’in hayatını yine üstün vasıflarla donatılmış bir nesirle aktarmanın doğru olacağını düşünen ve bu sebeple eserini inşâ üslûbuyla Nâbî’nin ilk zeyline zeyl olarak 1792 yılında kaleme alan Süleymân Tâlib’in Zeyl-i Siyer-i Veysî adlı eseri kitabın muhtevâsını oluşturmaktadır. Eserin bilinen tek yazma nüshası Berlin Devlet Kütüphanesinde (Staatsbibliothek) Ms or oct 1049 numarasıyla kayıtlıdır. Kitap, giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde siyer yazıcılığının tarihî gelişimi, Siyer-i Veysî ve zeyilleri hakkında bilgi verildikten sonra Veysî’nin siyeri ve bu siyere yazılan zeyiller ve Süleyman Talib’in zeyli üzerinde durulmuştur. Eserin muhtevâsı Abdulsamet Özmen’in Zeyl-i Siyer-i Veysî adlı çalışmasıyla karşılaştırılarak tablo hâlinde sunulmuştur. Zeyl-i Siyer-i Veysî’nin Dil ve Üslûbu başlıklı bölümde eserin dil ve üslubu hakkında genel bilgiler verilmiştir. Zeyl-i Siyer-i Veysî’nin Çevriyazısı bölümünde eserin bilinen tek yazma nüshasından hareketle çevriyazısı ortaya konulmuştur. Eserdeki âyet ve hadislerin, Arapça-Farsça ifadelerin, beyitlerin ve atasözlerinin çevriyazısı yapılarak anlamları dipnota eklenmiştir. Eserde yanlış ya da eksik yazılan ifadeler de Mehmet Altunmeral’in Nâbî’nin Zeyl-i Siyer-i Veysî’si ve Abdulsamet Özmen’in Zeyl-i Siyer-i Veysî isimli çalışmalarından hareketle tashih edilerek dipnota eklenmiştir. Eserde bulunmayan ifadeler parantez içinde, okunamayan, silik olan veya okunuşundan emin olunamayan ifadeler orijinal hâlleriyle dipnotta aktarılmıştır.

DR. ÖĞR. ÜYESİ DİLBER YILDIZ

MECMU‘A-İ NEZÂİR

(İNCELEME-METİN)

MEVLÂNÂ MÜZESİ KÜTÜPHANESİNDEKİ 2456 NUMARALI ŞİİR MECMUASI

Hazırlayan: Dilber YILDIZ

Kriter Yayınları, İstanbul 2021

Nazire mecmuaları edebiyat tarihi araştırmaları için önemli kaynaklardandır. Divanı olmayan şairlerin şiirlerine bu eserler aracılığıyla ulaşılır. Ayrıca nazire mecmuaları bazı şairlerin divanlarında yer almayan gazellerini de ihtiva eder. Dönemin şiir zevki, derleyenin sanat anlayışı, şairlerin yaşadıkları dönemler gibi farklı bilgilere ışık tutar.

Çalışmamıza konu olan Mevlânâ Müzesi Kütüphanesinde kayıtlı, 2456 numaralı şiir mecmuası bir nazire mecmuası olarak tertip edilmiştir. Harekeli nesihle kaleme alınan eserde kafiye sırasına göre birbirine nazire olan gazeller sıralanmıştır. Mecmua, 162 varaktan oluşmakta ve sayfalarda satır sayısı değişiklik göstermektedir. Mecmuada 173 şair ismi ve 778 gazel bulunmaktadır. İhtiva ettiği şairlerin yaşadığı dönemler göz önüne alınırsa mecmuanın 16. yüzyıla ait olduğu söylenebilir. Şair kadrosunun genişliği ve içerdiği gazellerin sayıca çokluğu, söz konusu mecmuanın önemini artırmıştır.

Kriter yayınları arasında çıkan bu eser, iki bölümden oluşmaktadır.  Birinci bölümde mecmuanın tanıtımı ve incelenmesine yer verilmiş; ikinci bölümde ise mecmuadaki şiirlerin transkripsiyonlu metnine yer verilerek şiirler, yayınlanmış divanlarla ve çeşitli çalışmalarla karşılaştırılıp farklılıkları gösterilmiştir.

 

DR. CANSU ORAL

HÜSEYİN KÂMİ (KÂŞİF DEHRİ) MÜTEVERRİME (İNCELEME-METİN)

Hazırlayan: Dr. Cansu ORAL

Paradigma Akademi Yayınları, Çanakkale 2024

Bu kitapta, Üvey Valide’nin zeyli olan Müteverrime romanının çeviri yazısı ve incelemesi bulunmaktadır. Çalışma, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde eserin yapısal incelemesi yapılmış; ikinci bölümde ise roman, günümüz harflerine aktarılmıştır. Metinde geçen kelimeler, o günkü imlâya göre yazılmakla beraber günümüzdeki kullanımları da esas alınmıştır. Bu bağlamda çoğu kelimenin anlamı, aldığı eke uygun olarak verilmiştir. Ayrıca metin içinde okunamayan ya da emin olunamayan kelimeler, sayfa altında değil de metin içinde (parantez içinde italik olarak) verilmiştir. Dönemin noktalama işaretleri, günümüzdeki kullanımından biraz farklıdır. Burada, metnin özgün hâllerine sadık kalınmıştır. Kelimelerin imlâ özelliklerinde ise Türk Dil Kurumunun Yazım Kılavuzu esas alınmıştır. Romanın Osmanlıca orijinali ile transkripsiyon metninin sayfaları farklıdır. Köşeli parantez içinde verilen sayfa numaraları, orijinal metnin sayfa numaralarını göstermektedir. vi Roman tahlilinde, orijinal metnin sayfa numaraları temel alınmıştır. Ayrıca eserin, daha iyi anlaşılabilmesi için kitabın sonuna küçük bir sözlük eklenmiştir.

TÜRK ROMANINDA MEKÂNIN DÖNÜŞTÜRÜCÜ ETKİSİ (1940-1960)

Hazırlayan: Dr. Cansu ORAL

Paradigma Akademi Yayınları, Çanakkale 2024

Bu kitapta, multidisipliner bir kavram olan mekânın, değiştirici/dönüştürücü etkisinin 1940-1960 dönemi Türk romanındaki görünümleri irdelenmektedir. Çalışmada, anlatma esasına bağlı edebî metinlerden biri olan romanda, mekânın çeşitli işlevlerde kullanıldığı öne sürülmüş, bu sav edebiyat metinlerine yansıyan mekân-insan ilişkisinden yola çıkılarak irdelenmiştir. Bu doğrultuda öncelikle çeşitli disiplinlerin mekâna dair değerlendirmeleri ve edebiyattaki mekân algısı üzerinde durulmuş, ardından bu algının romanlarda neden ve nasıl değiştiği sorgulanmıştır. Sorgulamada, mekân kullanımının yazara, döneme, sanat akımlarına ve roman türüne göre değişkenlik gösterdiği anlaşılmıştır. Tanzimat Dönemi’nden itibaren, olay örgüsünü biçimlendirmede fiziksel bir yer olarak kullanılan mekânın, bu dönemden sonra insanla ilişkilendirilerek algısal boyutta kurgulanmaya başlandığı saptanmıştır. Ayrıca modernleşme süreciyle birlikte mekânın, insan varlığıyla bir bütün oluşturduğu ve bunun da edebiyat metinlerinde gittikçe belirginleştiği görülmüştür.

Söz konusu bulguların ışığında, 1940-1960 arası döneminde yayımlanan romanlar araştırılmıştır. Araştırma için, mekân-insan ilişkisinin çeşitli boyutlarını sergileyen yüz beş roman seçilmiştir. Romanlarda mekân kurguları, insanın temel varoluş alanlarındaki etkilenmelerinden yola çıkılarak kimlik, cinsiyet, hafıza, aidiyet, mekânsal algı, dil ve üslup, davranış biçimleri doğrultusunda incelenmiştir. Bütün bu çözümlemelerin sonucunda Türk romanında mekânın dönüştürücü/değiştirici etkisinin, insanla ve onun temel belirleyenleriyle bağlantılı olarak kurgulandığı, bu etkinin de olumlu ve olumsuz bir şekilde roman kişilerine yansıdığı tespit edilmiştir. Romanlarda işlenen hemen her konunun, doğrudan ya da dolaylı olarak bu kurguyla ilişkilendirildiği gözlenmiştir. Dolayısıyla romanlarda mekânın dönüştürücü/değiştirici etkisinin, bu unsurun hem fiziksel yapısından ötürü hem de insanın mekâna yüklediği anlamla birlikte şekillendiği görülmüştür. Sonuç olarak, bir kurmaca metindeki mekânın, insan faktörü göz önünde bulundurulmadan değerlendirilemeyeceği ve söz konusu kavramın, alımlayıcının ona yüklediği anlamlar doğrultusunda olumlu ya da olumsuz bir nitelik kazandığı tespit edilmiştir.

HÜSEYİN KÂMİ (KÂŞİF DEHRİ) ÜVEY VALİDE (İNCELEME-METİN)

Hazırlayan: Dr. Cansu ORAL

Paradigma Akademi Yayınları, Çanakkale 2023

Hüseyin Kâmî, aslen Dağıstanlı olup Kâşif Dehri takma adıyla birçok edebî türde eserler kaleme alan bir sanatkârdır. Buna rağmen kendisi ve eserleri üzerine yapılmış çalışmaların sayısı yok denecek kadar azdır. Kâmi’nin; şiir, roman, öykü, nutuk, tiyatro ve çeviri gibi pek çok türde eseri bulunmasına rağmen bunların çoğu Latin harflerine aktarılmış değildir. Bu da Türk edebiyatı açısından bir eksiklik doğurmaktadır. Eski harflerle yazılmış olan bu eserlerin, çeviri yazıları ve incelemeleri yapılıp literatüre kazandırılmasıyla alandaki boşluk giderilmiş olur.

Bu kitapta, Üvey Valide romanının çeviri yazısı ve incelemesi bulunmaktadır. Çalışma, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde romanın, hem yapı hem de tematik açıdan incelemesi yapılmıştır. İkinci bölümde ise roman, günümüz harflerine aktarılmıştır. Metinde geçen kelimeler, o günkü imlâya göre yazılmakla beraber günümüzdeki kullanımları da esas alınmıştır. Bu bağlamda çoğu kelimenin anlamları, aldıkları eklere uygun olarak verilmiştir. Ayrıca metin içinde okunamayan ya da bilinmeyen kelimeler, sayfa altında değil de metin içinde ve (parantez içinde italik olarak) verilmiştir. Dönemin noktalama işaretleri, günümüzdekinden oldukça farklıdır. Burada, metnin özgün hâllerine sadık kalınmıştır. Kelimelerin imlâ özelliklerinde ise Türk Dil Kurumunun Yazım Kılavuzu esas alınmıştır. Romanın Osmanlıca orijinali ile transkripsiyon metninin sayfaları farklıdır. Köşeli parantez içinde verilen sayfa numaraları, orijinal metnin sayfa numaralarını göstermektedir. Roman tahlilinde, orijinal metnin sayfa numaraları temel alınmıştır. Ayrıca eserin, daha iyi anlaşılabilmesi için kitabın sonuna küçük bir sözlük de eklenmiştir.